Acılara Tutunmak

Kabullenmek zor olsa da, artık ayrıydık.
Tekrar bir araya gelme ihtimalimiz olmasaydı; kabuğuma çekilir, derdime yanardım.
Fakat '' ne de olsa tekrar barışırız '' diyerek, açık kapı bıraktığı için imkanları zorlamaya çalıştım.
Öncelikle annesinin de kendisi gibi düşündüğünü söylerken, neyi kast ettiğini anlayabilmek için annesiyle görüştüm;


Meryem'in kendisini derslere vermesi gerektiğini, istikbali için ayrılmamız gerektiğini ve de henüz genç olduğumuz için ilerde başkalarıyla mutlu olabileceğimizi söylemişti.
Oysa bende öğrenciydim ve Meryem'in üniversiteyi kazanmasındaki rolüm inkar edilemeyecek kadar fazlaydı.
Sevmek sipariş edilemezdi ki; hayaller tutulup, fırlatılamazdı ki?
Ama ne fayda...


Yine de aşkımın istimlak edilmesine karşı seyirci kalamadım ve ilk fırsatta Meryem'in üniversitesine giderek görüşmek istedim.
Kayıt döneminde içeriye girmeme izin veren güvenlik görevlileri, derslerin başlamasından ötürü bu defa izin vermemişti.
Görüşmek istediğim kişiyi arayıp, kampüs dışında görüşmemi söylediler.
Zaten dokunsalar ağlayacak gibiydim, kontörüm yokken böyle bir yol göstermeleri de cabası olduğu için daha da duygusallaşıp, gözlerim dolu bir şekilde kaldırıma oturdum.
Bunu gören güvenlik görevlileri cep telefonlarını vererek aramamı teklif ettiler.
Çaresizlikten kabul edip, Meryem'i aradım ve bulunduğum yere çağırdım.
Geldiğinde sanki karşımdaki o değildi, bambaşka biriyle görüşüyor gibiydim, nitekim beni tersleyerek konuşmamızı sonlandırdı.
O günün akşamı ikinci telefon hattını da kırdığı için artık iletişim kurabileceğim hiçbir kanal kalmamıştı.
Başlarda vahametini idrak edemediğim ayrılık; artık en gerçek haliyle dört bir yanımı sarıyordu...
Öyle ki zihnimi başka hiçbir konu meşgul edemediği için bütün düzenim ters yüz olmuştu.
Uykudan da, iştahtan da kesilmiş; yürek sızlatan anıların istilasına uğramıştım.
Bu halde derse girmeyi deneyişim ise hüsranla neticelenmişti.
Zira dersi işlediğimiz halısaha'nın hemen yanında bir kafe vardı ve oradan duyulan '' geri dön '' şarkısı karşısında daha fazla dayanamayıp ağlamıştım.
Yakınlarımı ebediyete uğurladığım da bile gözümden tek damla yaş akmazken, bu travma beni sulu göz haline getirmiş, sınıf arkadaşlarımın yanında gerçekleşmesi de utanmama neden olduğu için uzun süre derslere girememiştim...
Sorunlarımı kendi içimde çözmeye alıştığım için derdimi de kimseye anlatamaz, git gide yalnızlaşırdım.
Gündüzleri onunla karşılaşma ümidiyle sokağında turlar atar, geceleri de belki bir gün verebilirim diye şiirler, mektuplar yazardım.
Oysa birkaç ay boyunca ne karşılaşabildim, ne de bir haberini alabildim...


Zamanla beni umursamadığını anlayınca, bu kederli bekleyişten usandım ve önce derslerime, sonra da tekvando milli takımıyla antrenmanlara başladım.
Ayrılığın nedeninin araba vs gibi şeylerimin olmadığından kaynaklandığını düşünerek hırslandım ve at yarışına olan meyilimi artırdım.
Kazandığım bazı ikramiyelerle telefon, bilgisayar, giysi vb şeyler alıp; tatmin olmaya çalıştım.
Artık rüzgar tersine dönmüş, geçen zaman acılarımı dindirerek lehime işlemeye başlamıştı.
Tam da bu sıralarda gizli numaradan arandım, karşımdaki Meryem'di...


Umursamayan bir tavırla cevap verip, ardından da işimin olduğunu söyleyerek telefonu kapatmıştım.
Kendisine bağımlı olmadığımı belli edişim öyle zoruna gitmişti ki; birkaç dakika sonra tekrar aradığında bu kez ağlayarak konuşuyordu.
Ayrıldığına çok pişman olduğunu, çok özlediğini, çok sevdiğini ve de bir daha hiçbir zaman üzmeyeceğini söylemişti.
Sözde pişmanlığına ve de vaadlerine daha fazla direnemediğim için bende yelkenleri suya indirmiştim.
Nitekim güzel günlerin geldiğini ümit ederek buluştuğumuzda ise hayal kırıklığı yaşamıştım.
Zira bana karşı oldukça mesafeli ve soğuk davranmıştı, sanki telefonda o sözleri söyleyen kendisi değildi.
Fakat o günün akşamında tekrar gizli numaradan arayınca, işin kokusu da ortaya çıkmıştı.
Meğerse bir başkasıyla sevgiliymiş, bundan ötürü de görüşmemeliymişiz...


Bunu duyduktan sonra çıldırmadığıma şaşırıyordum.
Bir başkasıyla sevgili olmasına rağmen arayıp beni yoldan çıkarmasına anlam veremiyordum.
Ağır yaralı birinin yaşayıp yaşamadığını kontrol edip; yaşadığını görünce de, öldürücü darbeyi vurmak gibi bir şey olsa gerek...
Feriştahı bile gelse eli kolu bağlı duramaz, mutlaka misillemesini yapardı. Ancak ben yine de bir '' ahh '' bile etmeden kabuğuma çekilmiştim.
Onunla yaşadığım her mutlu anı, başkasıyla da yaşadığını hayal etmeme engel olamıyordum.
Bir başkasıyla görebilirim diye dışarıya çıkmaya bile korkuyordum.
Kısacası onu severek acılara tutunmaya devam ediyordum...



Aşk Girdabı

Birkaç ay daha bu sıkıntılı süreç devam etti ve zamanla yine toparlanmaya başladım.
Bir gün tekvando antrenmanını yaptırdıktan sonra tek başıma spor salonunda otururken, nerden öğrenmişse yanıma gelmişti...


F; Ne var, niye geldin?
M; Önce bir dinle, sonra ne dersen de ama bir dinle.
F; Neyi dinleyecekmişim?
M; Hiçbir şey sandığın gibi değil. Senden sonra depresyona girdim, tedavi görmeye başladım, ilaçlar kullandım.
F; Ben mi senden ayrıldım da depresyona giriyorsun?
M; Olaylar zannettiğin gibi değil. Seni düşünmekten kendimi alamıyordum. Bu yüzden arkadaşlarım bir başkasıyla çıkmam halinde kafamın dağılacağını söylediler, zayıf anıma denk geldiği için kabul ettim.
Sadece bir kez görüştüm, onda da toplu halde kafe'ye gittik. Elimden tutmak istedi, bende elimi çekip; bağırdım ve bitti...


Bunları ağlayarak öylesine inandırıcı bir şekilde anlattı ki; yine karşı koyamadım.
Zaten çekmiş olduğum acılar, onu daha da çok istememe neden olduğu için ne dese kanardım.
Nitekim barıştık ve hayatımın mutlu geçen son dönemi başladı...


Sayılı günlerinin olduğuna inanan birisi hayata nasıl bakardı?
Dikkat etmediği ne varsa, dikkatini çekerdi.
Kıymetini bilmediği ne varsa, kıymetini bilirdi.
İhmal ettiği ne varsa, artık ihmal etmezdi.
Ertelediği ne varsa, artık yerine getirirdi.
Öyle bir aydınlanırdı ki, keşke çok daha önceleri böyle olsaydım derdi.
Benim hayatımın karşılığı da Meryem olduğu için, bir gün yine gideceğine emin olduğum için, mutlu olan son günlerimi böyle bir bakış açısıyla yaşamıştım...


ve bir gün Meryem arayıp; ayrılmamam şartıyla bir şey itiraf etmek istediğini söyledi.
Belli ettiği felaketi bir an önce öğrenebilmek için söz verdiğimde; geçmişte sevgili olduğu kişinin aslında koşu kursundaki Orhan olduğunu söyledi.
O ana kadar bir sözün, bir insanı bu kadar derinden sarsacağını, bu kadar derinden yaralayacağını tahmin etmezdim.
Ne ayrılık acısı, ne de onun bir başkasıyla sevgili olmasının acısı; bu haberi aldığımdan daha acı değildi.


'' En yakın arkadaşımla sevgili olsan, yine de bu kadar koymaz. Eğer gerçekten böyle bir şey varsa, herkes yoluna gider ve seni anında unuturum. '' dememiş miydim sana?
'' saçmalama, o benim arkadaşım, en sevdiklerimin üzerine yemin ederim ki sevgilim olamaz, ben seni seviyorum '' dememiş miydin bana?
'' Hani o senin arkadaşındı ve hep öyle kalacaktı?
Hani şüphelerim kuruntudan ibaretti?
Hani bana soğuk davranmaya başlayıp, ardından da ayrılmanın nedeni o değildi?
Hani en sevdiklerinin üzerine ettiğin yeminlerin?
Hani beni sevdiğini söyleyişin? '' diyerek isyan ettim ve telefonu kapattım...


Tekrar aradığında; durumu izah etmeye çalışmıştı.
Söylediklerinin doğru olup olmadığına emin olabilmek için Orhan'la iletişime geçmiştim.
Anladım ki; bazen gerçekleri bilmemek, bilmekten daha hayırlıymış.
Arkamdan çevrilen dolapları öğrendim de ne oldu?
Miadımın dolduğunu, bu şekilde daha fazla yaşayamayacağımı zannetim.
Bir anlık hatadan müebbete mahkum olmuş gibi yeni bir hayat şansı istedim.
Fakat bir daha hayata gelebilmem ne mümkündü, tek bir çare kalmıştı; o da duyduklarımın yalan olduğuna inanmaktı.
Sağolsun Meryem de Orhan'ın söylediklerinin tamamını inkar ederek bu konuda bana yardımcı olmuştu!
Gerçeklerin ortaya çıkması adına Orhan'ın yüzleşmeye hazır olduğunu söylediğimde ise Meryem daha da hiddetlenip, reddetmişti.
Ardından '' Seni sevmiyor olsaydım, yanında olur muydum? Sen bana değil de, ona mı inanıyorsun? '' deyince, olanları sineye çekmek zorunda kalmıştım.


İnsan kendinden taviz vererek kısa vadede kurtuluş yolu yaratabiliyor ama zamanla kendinden çok uzaklaştığını anlayınca; geri dönüşü olmayan pişmanlıklar yaşıyor.
Nitekim bu hadiseden sonra artık ben ben değildim.
Uzaklara dalar, söylenenleri duymaz, duyduklarını da anlamaz bir haldeydim.
İnceldiği yerden kopsun diyerek girdiğim inatlaşmaların; beni felakete sürüklediğini birkaç ay sonra anlayabilmiştim.
Zira Meryem ilgisiz davranmaya başlayarak ayrılığın alametlerini belli etmişti.
Yıldırma politikasını o kadar başarılı bir şekilde işlemişti ki; '' tamam, senden ayrılarak istediğini veriyorum, yarın sabah da hattımı kıracağım ve her şey bitecek '' dememi sağlamıştı.
Kendisi de, '' sen bilirsin '' diyerek buna ne kadar hevesli olduğunu ayan beyan göstermişti...


Eğer bu film böyle bitseydi; ömrümün sonuna kadar '' acaba Meryem mi doğru söylüyordu '' diye şüphelenecek ve belkide hep onu sevecektim.
Ancak yine bir mucize gerçekleşti ve o gecenin sabahı hattımı kırmadan önce bilgisayarımı açtığımda, milyonda bir gerçekleşebilecek bir ihtimalle, internette Orhan'ın fotoğrafına rastladım.
Fotoğrafta Meryem'in iltifat dolu sözleriyle yazılmış olan yorumu görünce, başımı kollarımın arasına alıp; aklıma mukayet olması için Allah'a yalvardım.
İlk kez bir delilik yapabilirim diye kendimden korkuyordum, yazılan yorumun tarih ve saati dün geceyi gösterdikten sonra yolun sonuna gelinmiş demekti.
Tertemiz duygularla inşaa ettiğim ne varsa yıkılmış, sırtımı dayadığım dağlara kar yağmış, inandığım ne varsa yerle yeksan olmuştu.
Beni tarumar eden gözleri son kez görmek için evlerine gittiğimde; '' hani onun söyledikleri yalandı? '' dedim.
Afallayıp, '' ne oldu, ne alaka şimdi? '' deyince; '' bana bunu yapmayacaktın '' diyerek, bir daha dönmemek üzere çıktım gittim...



Son Veda

O günle birlikte harp sona erse de, bilanço çok ağırdı.
İnsanlara güvenim esir düşmüş, yaşama sevincim yaralanmış, hayallerim öldürülmüştü.
Enkazımı kaldırabilecek her şeyden medet ummaya başlamıştım.
Kimi zaman kadehlerden, kimi zaman sabahında pişmanlık yaşanan gecelerden...
Yine de bel bağlanılan hiçbir şey fayda etmemişti.
Polisten kaçıp, karakola sığınmak gibi, kaçtığım şey burnumun dibinde bitiyordu, unutamıyordum...


Izdırapla dolu geçen haftalardan sonra bir gün ganyan bayiisinden tanıdığım, fakat pek de samimi olmadığım bir adamla karşılaştım.
Selamlaştıktan sonra, '' internetteki bir web sitesinde herkesin özgürce at yarışı tahmini sunabildiğini '' söylemişti.
Bu yönlendirişine aslında pek kulak asmamıştım ama gecenin ilerleyen saatlerinde aklıma gelince; merak edip, baktım.
Geceleri uyuyamadığım için oyalanacak bir meşgale olur düşüncesiyle tahmin yazmaya başladım.
Kısa süre içerisinde tahminlerim o kadar ilgi görmüştü ki; bilgilerimi paylaşacak adam bulamazken, artık taleplere yetişemiyordum.
Her geçen gün daha geniş kitlelere sesimin duyulması; yaşadığım acı hayatı da paylaşabileceğim bir fırsata dönüşmüştü.
Bunun için de tahminciliğe dört elle sarılıp; okulu da geri plana itip, gece gündüz çalıştım durdum.
İlgi çığ gibi büyümeye devam edince, yaptığım iş de para eder olmuştu.
Maddiyatı maruz kaldığım haksızlıklara karşı bir silah olarak görünce; artık bütün hayatım at yarışından ibaret olmuştu...


Bu hırs; at yarışı tahminciliğiyle ilgili bütün rekorları alt üst etmeme ve onlarca yarış yazarına ilham kaynağı olmama neden oluyordu.
Yarışçılık camiasının en üst seviyesinden, en alt seviyesine kadar her kesimin takdirini kazanıyordum.
İnternetteki başarım, radyo ve televizyonlara da sıçrıyor ve kendimce git gide ünleniyordum.
Maddi anlamdaki yükselişim de, refah düzeyimi arttırıyor; çevremdekiler tarafından gıpta edilen bir hayata sahip oluyordum.
Ancak her şeye rağmen Meryem aklımdan çıkmıyordu.
Onunla olmak da, olmamak da iki ucu keskin bıçağa benzediği için değişen hayatım gibi, duygu ve düşüncelerimin de değişmesi gerekiyordu.
Nitekim bir süre sonra maneviyata ve kişisel gelişime önem vermeye başladım.
Birkaç yıl boyunca dil, din, tarih, spikerlik ve oyunculuk gibi birçok eğitim alarak; bambaşka birisi haline geldim...


ve nihayet kader bizi son kez bir araya getirdiğinde; ben hayatımın en güçlü dönemindeyken, o ise en zayıf dönemindeydi.
Köprünün altından çok sular akmasına rağmen gözlerini görür görmez içim cız etse de istifimi bozmadım.
Keza en sevdiğim böreğini yapmış olsa da, kendi elleriyle nakışladığı at portresini hediye etse de; pek oralı olmadım.


M; Hani Semra vardı ya, o Hakan'la yıllarca çıktıktan sonra geçen sene ayrılmışlardı. Hakan bir yıl sonra gelip, Semra'ya evlenme teklifi etti ve geçtiğimiz günlerde de evlendiler.
F; Eeee?
M; Eesii daha fazla niye acı çekiyoruz? Neden birlikte bir ömür geçirmiyoruz?
F; Meryem, eğer bir gün benim de sana evlenme teklifi edeceğimi ümit ederek beklediysen; büyük hata yapmışsın. Sen geçmişi unuttun diye, benim de mi unuttuğumu zannettin?
M; Sana defalarca anlattım her şeyi. Neden bana inanmıyorsun?
F; Bak Meryem, sen beni eski Ferhat'la karıştırıyorsun. İki tatlı sözüne, iki göz yaşı damlana kandırabileceğini zannediyorsun.
Madem o yalan söylüyordu, o halde ne diye tekrar ona gittin?
M; Ferhat...
F; Sen benim için o gün bitmiştin, daha hangi yüzle konuşuyorsun?
M; Ne yani, beni sevmiyor musun artık?
F; Sevmiyorum tabii ki.
M; İnanmıyorum sana!
F; O halde yalan söyleyim, Seni Seviyorum. Tamam mı? Ne değişti?
Meryem, git başkasını sev, git başkasıyla evlen, benden ümidini kes!


Portrenin arkasına '' Sana Gelmediğim Gün ... '' yazar ve ağlayarak gider.
Bir zaman sonra nişanlanır ve kurdelesini Meftune Hocam keser.
Ben bu satırları yazarken de evlenir...

Ben ise ne birini sevdim, ne de sevgili olmak istedim.
Kimin yüreğiyle göz göze gelsem; merhamet edip, benden hayır gelmeyeceğimi söyledim.
Sevme yetimi tekrar kazanabilmem için geçmişte yaşamış olduğum aşkın son ödevini yerine getirmeliydim.
Aksi halde gözümde damlamaya hazır olan gözyaşları, nöbetleşmeyi bırakmayacaktı.
Yaşamak istediğim ne varsa, sürekli ertelenmeye devam edecekti.
İçime hapsederek, sustuğum ne varsa; benimle birlikte toprak olabilecekti...

Ancak bu gidişata, bu hayat hikayesini yazarak 'bir dur' diyebildim.
Bu başkaldırış değil, hesap sormak ise hiç değil.
Gülü dikeniyle avuçlayan biri, elleri kanadı diye gül'e hesap sorar mı hiç?
Bu yüzden kimseyi günah keçisi olarak ilan edemezdim.
Kendi hayatımı, kendi penceremden aktardığım için belkide halen kendi hatalarımı idrak edememiş olabilirim.
Ancak
 hiç kimseyi kasıtlı olarak üzmek, kırmak istemediğimi biliyorum.
Hatta kimse rencide olmasın diye yaşadıklarımın büyük bir kısmını elekten geçirerek aktardım.
En can alıcı yerlerini es geçmeseydim; saf hali yürekleri de dağlardı ama varsın onlar da bende kalsın.
Bir ağacın dalından kopardığınız meyvayla, ağacın diğer dallarında da aynı meyvanın olduğunu düşünmeye gerek duymadan bilirsiniz.
Benim de anlattıklarımı bir daldaki meyva olarak görürseniz; bütünündeki fazlalığı tahmin etmekte zorlanmazsınız.
Her şeye rağmen 'pişman mısın?' diye sorarsanız; 'kesinlikle hayır' derim.
Allah bir şeyin olmasını isterse, sebepleri ona halk edermiş, benim kaderimi de böyle yazmış.
Bundan sonrası için bir fikrim yok, misyonumu tamamladığım için müebbete mahkum olan birinin afla dışarıya çıkması kadar hür ve özgür hissediyorum kendimi.
Allah'ın takdiridir ama onca acıdan sonra yürüdüğüm yolun mutlu ve huzur dolu olacağına inanıyorum.

Dolayısıyla içimde uhdenin kalmadığı yepyeni bir hayata yelken açarken; sizlere de beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum...



( 2 Temmuz 2013 - 02:12 )


 

Yorumlar
İsim / Soyisim
Güvenlik Kodu
enver daş
iyiki meryem olmamış seni tanımayacaktık kardeş allah kimseye kaldıramayacağı yükü vermez iyiki varsın ferhat kardeş ayrıca imzalı bir resim gönderirsen sevinirim
selın
cok zorlu hayal kırıklıkları yogun bıhayat olmus.pekı şmd ınanabılecegın guvenebılcegne ınandıgın evlılıkıcınevetdıycenbırıolabılıcekmı.bırzbugunundendeyazluten
HAKAN SAİT
Yazılarınızı okudum ve çok etkilendim.bendede buna benzer hatıralarım oldu ve sizi çok iyi anlıyorum.benden size tavsiye,bir hekim olarak söylüyorum,psikiyatriste başvurabilirsiniz.bu travmadan en az zararla çıkmanızı sağlayabilir ve kısırdöngüden kurtulabilirsiniz.yoksa kafanızın bir köşesinde bu hatıralar durdukça,hayata bakış açısı ve kalitesi sürekli olumsuz etkilenecektir.ben kendime güveniyorum,ben üstesinden gelirim diyorsanız siz bilirsiniz.herşey gönlünüzce olsun.....
Mitat gürkan
İnşallah bir gün sende seni gerçekten seveni bulursun.Ferhat bir abin olarak sakın eski defterleri karıştırma.Mutlu olursun inşallah sevgili karakartal.Umutsuz yaşanmaz.
Turgay
En doğru yol senin yolun ve Allah yolunu açık etsin. Kader'in gerçeklerini görmüşsün ve seni olması gereken yola götürmüş. Dünyada seçilmiş insanlardan birsin hep doğru yolu sana göstermiş ve gösterecektir.
nevra özer
inanamıyorum ne kadar zor bi durum.
özgür coşkun
Yat kalk Allah' a şükret , bende benzer bir hikaye yaşadım , şuan evli olduğu insana neler yaptığını biliyorum ve her gün Allah'a şükrediyorum. Hiç üzülme ve sevmekten vazgeçme ,senin de kısmetin bir yerde seni bekliyordur. Sevgi ve saygılarımla
MURAT USTA
Ferhat herkesin yaşımında inişli çıkışlı yollar vardır. Bu yaşında yüreğini ortaya koyarak kaleme aldığın için teşekkürler. 40 yaşındayım insanları tanımak insanları anlamak gerçekten zor her geçen günler, yıllar bizleri tecrübe sahibi ediyor. Ahhh geriye dönsek dediğimiz o kadar çok şeyler vardır ki.. Bana göre hayatta hiç bir zaman tesadüf yoktur sebep vardır.
odınhann
yemin ederim ki, onsuz bir hayat yaşaman ve sürdürmen tam isabet olmuş...sana yaptıkları ve davranışları çocukluğa dahi sığmayacak, akıl tutulmasına neden olabilecek olaylardır...daha önce bunları paylaşsan yönunu daha çabuk bulabilir, bu kadar acı çekmezdin..bir gün yine geri dönmek isterse acıma,çünki o kendisine verilen şansları coktan tuketmiş...ALLAH ta acımanı ve affetmeni istemez bence...
Düldülbaba
Allah yolunu ve bahtını açık etsin...
Kerim başkaya
Üstad soluksuz okudum. Herkesin yükü kendine ağır gelir. Olgunluk tecrübe ile yetişir. Sevgisiz kalmamak dileğiyle... Tebrikler