Lise Bir 2000 - 2001

Ders konusunda vasatı aşamadığım için, gidişata göre lise'yi bitirebilmem pek mümkün görünmüyordu.
Fakat beklenilen aksine, Mimar Sinan Lisesi'ne kayıt olmayışım; bu gidişatı bertaraf etti.
Zira benim gayem; ortaokuldaki arkadaşlarımın ekseriyetle kayıt olduğu lise'yi tercih etmeyip; acı hatıraların kisvesini üzerimden atmaktı.
Dolayısıyla evime birkaç kilo metre uzaklıktaki, Yenimahalle Ticaret Meslek Lisesi'ne kayıt olarak, kendime yepyeni bir sayfa açtım...

Okulun ilk günü yüzlerce öğrenciyle birlikte bahçeye toplanmış, müdür yardımcısı'nın açıkladığı sınıf listesine göre gruplaşıyorduk.
Henüz ismim okunmanışken, kalabalığın içerisinde gördüğüm bir kız yüzünden anonsları bile duyamayacak kadar içim geçmişti.
Hayatımda ilk kez böyle bir hali tecrübe ederken; o kız da bir gruba katılıp, okula girmek için beklemeye koyuldu.
Birkaç saniye önce duymadığım anons, bu gelişmeden sonra dikkatimin tek odağı haline gelmişti.
Kısa süre içerisinde ismimin okunması gerekiyordu ki, aynı sınıfta olabileyim.
Nitekim umduğum gerçekleşti ve aynı sınıfa düşmüştük...


Sınıfa girdiğimizde, o kızın yakınlarında bir yerde oturmak isterken; arkamdan birinin seslendiğini duydum.
Pek samimi olmasam da, ortaokul'dan tanıdığım Muhittin'di.
Mecburen yanına oturmuş, hal hatır sorarken; diğer öğrencilerin çıkardığı gürültüden rahatsız olmuştuk.
Henüz daha ilk kez karşılaşmış kişilerin, sanki kırk yıllık dostlarmış gibi kahkalarla konuşmalarını yadırgamıştık.
Buna istinaden, '' Şunlara bağır çağır, biri ters çıkarsa; ben de devreye girerim, dağıtırız ortalığı '' diyen Muhittin'e uydum ve ayağa kalkıp, ağzıma geleni saydım.
Artık sınıftan çıt çıkmıyordu, afallama safhası sona erince, şakşakcılar çevremize toplanıp; diploma notlarının iyi olduğundan bahsederek, yağcılık yapmaya başladılar.
Biz de rolümüz gereği, '' yakınlarımızda oturun '' diyerek; kabadayılık faslını tamamladık...

Ders başladığında o kıza bakmaya başladım.
Birlikte bir ömür geçirip, sonra tekrar dünyaya gelip, tekrar karşılaştığım biriymiş gibi; öylesine derinden çekiyordu ki beni, ona bakmaktan kendimi alamıyordum.

O gün dersler böylesine dalgın bir halde ilerlerken, teneffüsler de ise daha farklı tuhaflıklar oluyordu.
Fiziksel anlamda olgunlaştığımdan mı, yoksa abimin arkadaşının kendisine küçük gelen markalı elbiselerini bana vermesinden mi bilmiyorum ama kızlar direkt veya aracı
 vasıtasıyla sevgili olmayı teklif ediyorlardı.
Yaşadığım elim hadiseler, özgüvenimi kaybetmeme neden olduğu için bu ilgi karşısında şaşkınlık yaşasam da; gururumun okşanması karşısında seyirci kalmamaştım.

Bunlara rağmen henüz onunla, yani Ceylan'la konuşacak cesareti kendimde bulamamıştım, çünkü tenezzül edip de yüzüme dahil bakmamıştı.
Dersler sona erdiğinde ise artık konuşmam gerektiğine inandım ve çıkış kapısına doğru ilerlerken takibe başladım.
İyice yaklaşmışken, arkasına dönüp, '' ne var, neden peşimden geliyorsun? '' demesin mi?
Deyim yerindeyse apışıp kalmıştım.
Aslında o gün gururumun incilmesini yanına kâr bırakmayacağımı düşünüyordum ama zamanla öfkem durulunca, öç alma isteğimden de vazgeçtim.

Artık hiçbir şey ortaokul'daki gibi değildi, ne muziplik yapıyordum, ne de bir vukuata karışıyordum.
Sevgililerime (sürekli değiştiği için çoğul kullanıyorum, yoksa aynı anda kimseyle münasebetim olmadı) evvelden beri gönül verenler tarafından tehdit edilmek dışında hiçbir anormallik yaşamamıştım, onda da hiçbir zaman fiiliyata geçilmediği için sorun teşkil etmemişti.
Mevcut şartlar sadece derslere odaklanmamı sağladığı için sınav notları açıklandığında, bir başka sürprizle karşılaştım.
Zira birçok sınavdan tavan puanı almıştım.

Alışık olmadığım bu neticenin şokunu bile atlatamamışken; velim okula çağrıldı.
'' İyi bir üniversitede okuyabileceğimi, kat sayı adaletsizliğinden ötürü Meslek Lise'sine devam etmem halinde, yazık olacağını '' belirtmişler.
Biz de galeyana gelip; başka bir lise'ye geçebilmem için uğraştık ama beyhude çabaymış.
Bir yıl sonra, tekrar birinci sınıftan başlayacak şekilde okulumu değiştirebilirmişim. 
Bu da hiç cazip gelmediği için mecburen okuluma kaldığım yerden devam ettim...


Ders açısından eski heyecanım kalmasa da, notlarımdan ötürü sınıf öğretmenim tarafından, sınıf başkanı ilân edildim.
Üstelik yardımcımı seçme konusunda da hürdüm, bende bunu fırsat bilip, o ana kadar hiç konuşmadığım Ceylan'ı seçtim.
Sınıfın nizamı, araç gereci vb işleri için mecburen muhabbetimiz başladı.
İlk günkü hadiseye hiçbir zaman değinmeden, aynı sırada oturmaya ve imkan buldukça teneffüslerde birlikte gezmeye başladık.
Okul törenlerinde ikili olarak şiir bile okuyunca; artık herkesin yakıştırdığı bir çift haline geldik.
Bu süreçte yanımda sevgilimin olduğunu gördüğünde; yüzünü dökerdi.
Gönlünü almak için üzülmüş numarası yapsam da, aslında bu tepkisi karşısında umutlanıyordum.
Çünkü içten içe ona alışmıştım ve gönül her daim zor olanı istiyordu.

Yine de asıl kırılma noktası; bir gün sohbet ettiğimiz sırada, kendisini seven erkeklerden bahsetmesiyle gerçekleşti.
Zira söylediklerine istinaden, '' 20 yaşın altında hiçbir erkekle çıkmadın sanırım? '' demiştim.
O da;  '' eğer 20'nin altında birisiyle çıkacak olsaydım, bu sen olurdun '' deyince, başımda kavak yelleri esmeye başladı...
Ona olan ilgim o kadar hızlı bir şekilde artmaya başladı ki; hafta içi su gibi akıp geçerken, hafta sonları bitmek bilmiyordu.
Bazen okula gelmediğinde ise derin bir boşluk içinde bulurdum kendimi, bu yüzden de arkadaşları organize eder, topluca okulu asmamızı sağlardım.
Gönlüm ' illede o ' derdi, fakat formaliteden de olsa başka kişilerle sevgili olmak zorunda kalırdım.
Çünkü sevgilim olduğunda ilgi gösterir, olmadığında ise tavırlarında soğuklaşırdı.
Bunlara rağmen yine de ona açılmaktan korkuyor, büyünün bozulmasını istemiyordum.
Oysa bu büyü hiçbir şey yapmamama rağmen bozulmakla kalmadı, kabusa döndü.

Zira lise birin sonuna doğru ilerlerken, Ceylan'ın nişanlı olduğunu duydum.
Bana olan ilgisi alenen ortadayken, bir başkasıyla nişanlı olmasına tahammül edemezdim.
Doğruca
Ceylan'ın yanına giderek, bu durumu izâh etmesini istedim.
Söylenilenlerin aksine, nişanlısının da, sevgilisinin de olmadığını belirtince; içime su serpmişti.
 
Fakat
çok geçmeden gerçeklere gözlerimle de şahit olunca; sevdiğime mi, yoksa kandırıldığıma mı yanayım bilemedim.
O acıyla mümkün mertebe okula gitmeyip, karnemi bile olması gerektiğinden çok sonra aldım...

Yaz tatilinde meşgalemin yoğunluğundan ötürü toparlanma sürecim de hızlı oldu.
Doğal gaz dükkanında çalışmaya kaldığım yerden devam ettiğim için, ister istemez at yarışlarına olan meyilim de arttı.
At yarışlarında kazanmak; elini uzattığında değebileceğin kadar yakın olduğu için büyüsüne kapılmamak da zaten mümkün değildi.
Fakat içindeki her bir sinsi oyun, uzanmana mani olan birer yük gibi olduğu için umumiyetle kaybedilirdi.
Dolayısıyla böylesine kompleks bir yapıyı çözümleyebilmek için kendime has tekniklerle yol katetmeye başladım
.
Ve 28 Ağustos 2001 tarihinde ilk kez müşterek bahise katılarak, ağzıma bir parmak balın çalınmasına fırsat verdim.

Zira Tiryaki ile Toşur isimli iki arap safkanına yedi misli ikili oynayıp; 1'e 16'ı veren bir kazanç elde etmiştim...

liseden bir resmim
7 Kasım 2001 tarihinde at yarışı programına çalışırken
defterlerimden bir tanesi
defterlerimden bir diğeri
Cengiz Kurtoğlu'nu eksik bırakmamışım
bu kez şarkı sözüyle
Sanat Tarihi :)

Lise İki 2001 - 2002

Doğal gaz dükkanı ile ganyan bayii arasında mekik dokuyarak geçen yaz tatilinden sonra okullar açıldı ve lise ikiye başladım.
Ceylan'ı görmek kaçınılmaz olduğu için kabuk bağlayan yaram da kanar oldu.
Kendimi eskisi gibi derse veremediğim için 
moral olur düşüncesiyle, okulun pronunciation yarışmasına, yani İngilizce harf telaffuz yarışmasına katıldım ve birinci olarak ödül aldım.
Oysa bulunduğum halden kurtulmak için uzun vadeli bir aktivitenin olması gerekiyordu.
Bu yüzden basketbolcu bir sınıf arkadaşımla birlikte okulu temsil etmek üzere basketbol takımı kurduk.
Seçmeler yaptık, idmanlar yaptık, fakat okul yönetimi sözünden cayınca; maça çıkamadan dağıldık.
Böylesine bir arayış içerisindeyken
tekvando'dan arkadaşım olan Mesut'la karşılaştım.
Aslında lise bire giderken Karate'ye başlamıştım, fakat buna rağmen bir gün tekrar Tekvando'ya başlamayı düşünmemiştim.
Çünkü karate'de vuruş olmadığı için sakatlıklarım nüksetmiyordu, oysa tekvando'da da aynı durum söz konusu değildi.
Yine de Mesut'un telkiniyle
19 Eylül 2001 tarihinde, tekvando antrenmanını izlemeye gittim ve hayatımı değiştiren Meryem'i de ilk kez o gün gördüm.
Mola verildiği esnada okul üniformasıyla antrenman salonuna girdiği için gayri ihtiyari dikkatimi çekmişti, fakat olumlu veya olumsuz bir intiba oluşmamıştı.
Bu arada Hoca'yla da konuştum ve bir sonraki antrenmana gireceğim konusunda mutabık olduk.
Öğrencilerin ekseriyetle benden yaşça küçük olmaları ve de kuşak olarak da aşağıda olmaları, Mesut dışında herkesle mesafeli olmamı sağladı.
Dolayısıyla okul'daki durumuma göre çok farklı bir profil sergileyerek Tekvando antrenmanlarına başladım...

Hayatım bu istikamette bir düzene girecekken, Beden Eğitimi Öğretmenimin sayesinde seyri değişti.
Zira 19 Mayıs gibi resmi bayramların törenlerinde, öğrencilerin halk oyunları yapması gerekiyordu.
Öğrencilere halk oyunlarının öğretilmesi için önce öğretmenlerin halk oyunlarını öğrenmesi gerekiyordu.
Bizim öğretmenimiz de istisnai bir durum yaratarak, gitmesi gerektiği kursa ben ve arkadaşım Okan'ı gönderdi.

Böylelikle Kocatepe Lisesinde halk oyunu eğitimi aldıktan sonra, kendi okulumuz da dahil, birçok okulun yüzlerce öğrencisine halk oyunu öğrettik.
Hem normal derslerde olmayışım, hem de öğretici konumuna geçişim; Ceylan'ın nazarında itibarımı yükselttiği için bana yakınlaşmaya başladı.
Ufak bir direnişten sonra cazibesine kapılıp, yelkenleri suya indirdim.
Grup içerisinde başka bir sevgilim olmasına rağmen, koreografilerdeki partnerim de Ceylan oldu.

Halk oyunlarının vesilesiyle kendi okulumuzun hudutlarını aşmış, Cebeci Stadı, 19 Mayıs Stadı, Eski Hipodrom v.b farklı mekanlarda da zaman geçirir olmuştuk.
Mutluluğumun bozulmasını istemediğim için hiçbir zaman '' nişanlılık '' hadisesinin hesabını sormadım.
Artık yoktur diyerek kendimi avuttum durdum.
Oysa diğer arkadaşlarımız bu yakınlaşmamızdan rahatsızlardı ve beni kapıldığım girdaptan kurtarmak için her yolu denediler.

Ancak nafileydi, ne gözlerim görüyordu, ne de kulaklarım duyuyordu.
Tâ ki okulun son günlerinde Ceylan'ın kendi ağzından gerçekleleri duyduğum güne kadar...
Bu kez kızgınlığım ondan ziyade kendimeydi.
Çektiğim acıların tekerrür etmesine imkan tanıdığım için kendimi affedemiyordum.
Mürebbîm olmadığı için düşmeden ilerleyemiyor, hatalarımdan da kolay kolay ders çıkaramıyordum.
Bu hal üzere karnemi almışken; kendimi de sorgulama alışkanlığım yavaş yavaş zuhur etmeye başlamıştı...

İdrak edebildiğim hadise; geleceğe dair bir planımın olmamasıydı..

Eğitim aldığım bölümden, yani muhasebeden haz etmediğim için mevcut olan şartları değerlendirmem gerekti.
Birincisi; tekvando antremanlarını düzenli bir şekilde sürdürerek, eskisi gibi şampiyon olabilmek.
İkincisi de; doğal gaz dükkanında çalışarak, hem kısa vadede geçimimi sağlamak, hem de at yarışları konusunda kendimi geliştirmek.
Zira bir tas hamam suyla, bir mendil yıkanabilirdi. Fakat bir işçi tulumu yıkanamazdı.
Yani mevcut bilgimle at yarışlarında ikili ve üçlü ganyan gibi oyunlardan ufak tefek paralar kazanabiliyordum, ancak altılı ganyan gibi yüksek ikramiyeleri kazanabilmem için daha fazla bilgiye ihtiyacım vardı.
'' yarışın gidiş hattı '' faktörünü de, bu yoğun çalışma ve gözlem neticesinde keşfederek; kilitlerin açılması için gereken en değerli anahtara sahip oldum.
Böylelikle hem sonucuna anlam veremediğim birçok yarışın nedenini idrak ettim, hem de büyük ikramiye olmasa da; cebimin daha fazla para görmesini sağlayarak, bir yazı geçirdim...

liseden bir resmim daha, bu kez yanımdaki sevgilim değil, Ceylan vardı!
tekvando ile ilgili notlar
isyan dönemi
isyana devam

Lise Üç 2002 - 2003

Lise üçte staj yapmak zorunluluğu bulunduğu için muhasebe bürosu bulmam gerekiyordu.
Fakat daha lise iki bitmeden müdür yardımcısından, okulun kantininde çalışabilme sözünü almıştım.
Kantinde çalışmak; staj yapmak yerine geçiyordu. Dolayısıyla hem gıpta ile bakılan bir işti, hem de bu işi ifa edeni okulun en popüler öğrencisi yapıyordu.
Tabii böyle bir işe talep de çok fazlaydı ama matematik'teki başarım ve de sınıf başkanı oluşum, beni avantajlı kılmıştı.

Zira orta okuldayken matematik'ten bir kez bile 45'in üzerinde not alamamışken, artık 7 dakika'da sınav kağıdını vererek 100 alabiliyordum.
Matematik öğretmenim de aynı zamanda müdür yardımcısı olduğu için işleri çok yoğun olurdu ve işlenilmesi gerekilen konuları bana verir, ara sıra da denetlemeye gelirdi.
Dolayısıyla müdür yardımcısıyla aramdaki hukukun böyle bir netice vermesi kaçınılmazdı.
Her şey böylesine güzel başlamasına rağmen, Ceylan'ı her gördüğümde içim acıyordu.
Üstelik stajdan ötürü haftada sadece bir iki gün derse girmemize rağmen, birarada oluşumuza katlanamıyordum.
Bir iki hafta sonra imdadıma yine müdür yardımcısı yetişti ve ders esnasında sınıfa girerek
'' C sınıfına geçmek isteyen var mı? '' diye sordu.
Ne de olsa kimse böyle bir teklifi kabul etmez diye, herkes müdür yardımcısının sınıftan çıkacağı anı beklerken; ayağa kalkıp; '' gelmek istiyorum '' dedim.
Önce olup bitenler karşısında bir şaşkınlık anı yaşansa da, yakın arkadaşlarım gidişime istinaden; '' ben de gelmek istiyorum '' demeye başladı.
Eğer beklenilse, Ceylan dışında nerdeyse sınıfta kimse kalmayacakken; müdür yardımcısı duruma müdahale edip, ilk sekiz kişiyi aldı.
Kendisi yüzünden sınıftan ayrıldığımı öğrenen Ceylan, bu mevzu hakkındaki üzüntüsünü aracılar vasıtasıyla ifade etmişti.
Oysa iki kere düştüğüm çukura, üçüncü kez düşmeye niyetli olmadığım için bu hamleyle de yetinmedim; Ceylan'dan uzak olabilmek için ikinci dönem kantinden de ayrılıp; eskiden Sıhhıye'de bulunan Eti Holding'de staja başladım.
Değişen düşüncelerim, davranışlarımı da değiştirerek; ilk kez beni yürekten sevdiğine inandığım birisiyle sevgili olmamı sağladı.
O da eski sınıf arkadaşım olan Esma'ydı.
Beni tanıdığı andan, şu yazdığım ana kadar ki süre boyunca sorgusuz sualsiz sevdi ve belkide sevmeye devam edecek.


Bu arada hiçbir zaman resmiyet içerisinde olmadığım için yeni stajımın başlarında boğulur gibi oluyordum.
Öğlen saatlerinde altılı ganyan kuponu yapmama rağmen, ne yarışları izleyebiliyordum, ne de sonuçları doğru düzgün öğrenebiliyordum.
Kantinten ayrıldığım için dert yanmaya başlarken; staj yaptığım bölümün önemli bir yetkilisi olan Bayram Abi, bir sohbet esnasında at yarışıyla ilgili konuşmaya başlamıştı.
O ana kadar gerekmedikçe tek bir kelime etmeyen ben; bir anda bülbül kesilmiştim.
Kısa süre içerisinde bulunduğum kattakiler at yarışı oynamaya başlayınca; hürriyetime de kavuşmuş oldum.
Benim görevim, tüyolarımla müdahil olduğum kuponları öğlen arasında oynamak ve kuponların yattığı ayakta da holding'e geri dönmek.
Oysa kupon ilk ayakta bile yatsa, ben son ayağa kadar yarışları izler, döndüğümde de beş on dakika oturduktan sonra servisle eve dönerdim.
O dönemde tekvando'daki ikinci baharımı da yaşamaya başladım, zira okula olan ilgim azaldıkça; tekvando'ya ve ortamına olan ilgim arttı.
Üstelik grupta beni sevdiğini öğrendiğim birkaç kız vardı.
Hiçbirisiyle konuşmamama rağmen; benim için kavga ettiklerini bile duyardım.

Bir gün bu kızlardan birisi olan Selma'yı, ricası üzerine metro'ya kadar götürmem gerekti ve oradaki konuşma; hayatımın şekillenmesi adına ekilen bir tohum oldu.
Zira Meryem'in sürekli '' Ferhat'la şuraya gittik, şunları yaptık '' diyerek beni imâ ettiğinden bahsetti.
Ben ise, '' Başka Ferhat'ı kastetmiştir, çünkü selam dâhil vermediğimi '' söylemiştim.
Aslında bu cevabım, içimde uhde kalan bir hadisenin misillemesiydi.
Çünkü bir gün Meryem neden selam vermediğimi sorduğunda; sessiz kalarak, cevap dahil vermemiştim.
Bu sualini kibirli bulmuştum, selamın ilk kimin tarafından verildiğinin bir önemi olmamalıydı.
Eğer böyle bir sual soracağına, selam vermiş olsaydı; nezaket eder, selamına karşılık verirdim.

Dolayısıyla Selma'yla olan bu konuşma, ilk kez Meryem'le konuşmama da vesile olmuştu.
Nitekim benim açımdan malumu ilân edip, başka bir Ferhat'ı kastettiğini söylemişti.

Aramızdaki bu anlamsız soğukluk sürdüğü sıralarda, antrenman açısından musabakalara hazır duruma gelmiştim.
Olacaklar içime doğmuş olmalı ki; genç ve güzel olan Felsefe Hocama, '' bana son kez bakın, döndüğümde bu tipte olmayabilirim '' diyerek latife etmiştim.
Nitekim içime doğan gerçekleşti ve Türkiye Şampiyonası için İstanbul'da katıldığım musabakada, çok kolay bir şekilde rakibimi mağlup edebilecek konumdayken, kural dışı bir hamleye maruz kaldım.
Böylelikle dirseğim kırıldıktan sonra fiziksel anlamda beni yıkıma uğratan en büyük hadiseyi yaşadım, yani burnum kırıldı.
Burnum sadece yamulmakla kalmamış, kırılan kemik aynı zamanda deriyi yırtarak dışarıya çıkmıştı.
İstanbul'da dikişlerin yanlış atılmasından ötürü, Ankara'da dikişler çıkartılıp, tekrar atıldığı için kötü de bir iz kalmıştı.
Bozulmasın diye saçının telini dahil dokundurmayan ben; artık kendini salmış, özgüvenini tamamiyle yitirmiş bir hal içerisindeydim.
Yeteri kadar iyileştikten sonra okula da, staja da kaldığım yerden devam etsem de; mahzunluğum eksik olmadı.
Kısa bir süre sonra da, Ceylan'a veda bile etmeden lise'den mezun oldum ve aradan tam 10 yıl geçmesine rağmen bir daha ne görebildim, ne de haberini alabildim.
Sadece karnemi almaya gittiğimde, okulun panosunda Ceylan'ın resmini görmüştüm; sınavlarda kopya verdiğim Ceylan, okul birincisi olmuştu!
Kâbus sona ermek bilmiyordu,
doğal gaz dükkanı da kapanmıştı ve aynı şekilde aradan 10 yıl geçmesine rağmen bir daha ne Tahir Abi'yi, ne de Hakan Abi'yi görebildim.
Ne yaptıklarına dair en küçük bir haber bile alamazken; yaprak dökümünün sonuncusu da Esma'yla olan ayrılıkla vuku buldu.


Bundan sonra hayatım hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktı...

Yıllar sonra mezunlar gününe katılışım
müsvedde şiirim
Yorumlar
İsim / Soyisim
Güvenlik Kodu
zcb cfcfb cf
utkmtughkmtdgvuhbkm vtgdmk